DOĞU EKSPRESİ ile YOLCULUK
KARS ve ERZURUM
Herkesin büyük coşku ile anlattığı Doğu ekspresi ile yolculuğa bizde heveslendik.
Son yirmi yıldan beri tren yolculuğu yapmamıştım. Bu nedenle yirmidört saatlik yolculuk nasıl olacaktı acaba ?
Doğu ekspresine binmek üzere İstanbul Pendikten, Ankara ya doğru giden hizli trene biniyoruz.Hızlı tren ama gerçek bir hızlı tren değilmiş. Dört saat süren bir yolculuktan sonra Ankara ya varıyoruz. Saat 18.00 de , 25-26 saat yolculuk yapacağımız Doğu ekspresine heyecanla biniyoruz.
Yıllar sonra trenle seyahat edince , çocukluğumda yaptığımız buharlı kara treni anımsamamak ne mümkün...
.Tekerleklerin gürültüsü sallantılar arasında gecenin karanlığında kaybolup bu uzun serüvene dogru yol alıyoruz.
Trene binince önce kompartmanımızı bulup yerleşiyoruz.Çok şanslıyız yataklı vagonda seyyahat edeceğiz. Akşam yemeği için restorana gidiyoruz.Masalar hemen hemen dolu Kısıtlı .menüden yemeğimizi seçip yiyoruz. Çaylı sohbetten sonra kompartmanımıza dönüyoruz.
Trenin uzunluğu bir km imiş.14 vagondan oluşuyor.Ve her vagonda 10 kompartman var.
Her vagonun başlangıç ve sonunda birer tane olmak üzere iki tuvalet var.Bunlarında biri alaturka diğeri ise alafranga.Bu iki tuvaleti bir vagon kullanacak.Bana göre en sıkıntılı durum bu.
Yataklı kompartman çok sevimli,, istenildiğinde yatak olan geniş koltuklar (ranzalı yatak seklinde 2 kişilik veya 4 kişilik), mini buzdolabı ve lavabo dan oluşuyor. Ayrıca sabun ve havlular da var.Tren küçük istasyonlarda 1-2 dakika,büyük istasyonlarda ise, 6-7 dakika duruyor. Bizim grup 5 kompartmanı işgal etmiş durumda olduğundaan ikramlar tatlı sohbetler yolculuğu renklendiriyor. Tren o kadar sıcak ki kısa kollu tisört almadığıma pismanım Ocak ayında Kars a doğru gidiyoruz diye düşünemedim.Ancak kompartmanın sıcaklığını ayarlamanın mümkün olduğunu öğreniyoruz.Ama restoran çok sıcak.

Yataklarımızı görevli gelip yapıyor. Yataklar çok rahat ve eğlenceli ,Hava karardığı için dışarıyı pek göremiyoruz. Ancak sabaha doğru uyanıp pencereden baktığımda Sivas ı geçtiğimizi farkettim..Karasuyun yanından geçerken o eşsiz manzaralara sarp kayalıklara hayran oluyoruz. Fıratın kolunu seyretmek çok güzel..Tren yolculuğunun en güzel yanı bu bence.Bir sürü eşsiz manzara görüyorsunuz. Güzel Kemaliye yi hatırlayarak seyrediyoruz.Kompartmanda telefonunuzu şarj etme imkanı var. İnternetinizi de kullanabiliyorsunuz. Dağlar ve tuneller el verdiğince.
Onlarca tunellerden geçip, görkemli dağların eteklerinden süzülerek ilerliyoruz. Erzincan ı geçtik.
Erzurum a yaklaşıyoruz. Hava birden soğudu.Akarsular donmuş Heryerde kar var,. O kadar guzel ki manzaralar...
Trende bir genç CAĞ kebabı ısteyenlerden sipariş alıyor.Tren Erzurum da durunca getiriyorlarmış siparişleri. Biz dönüşte Errzuruma uğrayacağımız için yerinde yemeği tercih ettiğimizden sipariş vermiyoruz.
Ancak tren Erzurum da durunca aşağı iniyoruz. Erzurumlu hanımın sabah taze olarak yapıp getirdiği kadayıf dolmalarından alıp afiyetle yiyoruz.Her sabah tren saatinde orada oluyormuş.
Kars a vardığımızda hava iyice kararmıştı. Tren yolculuğu hele grubunuz varsa zevkli ve eğlenceli, ama yorucu ve ortak kullanılan tuvalet konusunda zorluklar var. Ancak yinede denemeye değer.
O kadar güzel ki ülkemiz, o manzarları seyretmek için değer..
Otelimize gidip yerleşiyoruz.
ÇILDIR GÖLÜ
Kars la Ardahan arasında olup doğuanadolu nun ikinci büyük gölüdür. 123 km kare büyüklüğünde ki göl, deniz seviyesinden 1959m yükseklikte. 40 cm civarında buz tutan bu tatlı su gölünün manzarası muhteşem..Daha önce buz tutmuş bir göl üzerinde yürüyüp koşmamıştım.Kızak kayanlar, ata binenler dans edenler muhteşem manzaralar.Bir film sahnesinde gibiyiz.Göl suyu çok temiz olduğundan tutulan sarı sazan o kadar lezzetli ki sırf bu yüzden bile Çıldır a gelmelisiniz.


Birinci dünya savaşında doğu cephesinde kaybettiğimiz binlerce Mehmetçiği rahmet ve minnetle anıyoruz.İçimiz ızdırap ve acı dolu
1914 yılında, Sarıkamış yakınındaki Allahüekber dağlarında Karsı ruslardan almak için giden ve donarak hayatlarını kaybeden binlerce Mehmetcik için gözyaşlarımızı tutamıyoruz.
BOĞATEPE
Acıklı bir öyküye sahip, çalışkan bir avuç kadın erkek Boğatepe köylüsünün başarı öyküsüne tanık olmak istiyorsaanız mutlaka bu köye gitmelisiniz. Doğal ve geleneksel metodla kaşar ve gravyer peynir üretiminin hayata geçirildiğini gururla öğrendik ve alkışladık.
Türkiyenin ilk peynir müzesi de burada.Aldığımız kasar,gravyer ve teryağının lezzetine doyamadık.
Bu başarı öyküsünü anlatan Zümran hanımım kartını üzellikle paylaşıyorum.
Katerina nın av köşkü
YÖRESEL YEMEKLER
Karsın yöresel yemeklerini Çömçe restoranında tattık. Evelek çorbası,,Kars kazı,Hingel,Piti ve tereyağlı Kars ketesini aşık atışmaları eşliğinde eğlenerek yedik.
KARS Ruslardan kalma yapıları, kiliseden dönme camileri,kalesi,müzeleri ile tarih kokan bu şehri gezmek çok güzel.
KANLI TABYA MÜZESİ
Bir tarihin nasıl yazıldığını,yapılan fedakarlıkları,verilen canları,bu cennet vatan için neler yapıldığını tüm açıklığı ile anlatan acı dolu,yürek sizlatan ,göz yaşartan ancak gururla gezeceğiniz Kanlı Tabya Müzesi.
Mutlaka görülmeli...
Ülkemizde güneşin ilk doğduğu sehir olan KARS ın ,karını,kazını, kaşar ve ,gravyer peynirini ,taş evlerini,yürekli halkını çok sevdik. İçimizi acı ile dolduran tarihi geçmişini gururla andık.
ERZURUM
Serhat şehri Kars tan ayrılıp, otobüsle dadaşların sehri ERZURUM a doğru yol alıyoruz. Yol boyunca kar manzaralarına doyuyoruz
Erzuruma gidince CAĞ kebabı ve kadayıf dolmasını yemeden olmaz. Yenen kebabın miktarı, sonunda boş cağlar sayılarak hesaplanıyor.
Kadayıf dolması ise, Erzurumun en güzel yöresel tatlısı.Hepsinden afiyetle yedik. Üzerine de Şehr-i kahve de kumda pişirilen Türk kahvesini yudumladık.
Çifte minareli medrese veya Hatuniye medresesi Erzurum un simgesi olmuştur. 13.yy da Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat tarafından kızı için yaptırılan medrese iki katlı ve dört eyvanlı olup dönemin en güzel motiflerini taşimakta. Aynı dönemde yapılmış anıtsal mezar kümbetler, medresenin hemen yanında sekizgen veya onikigen olarak yer almakta. Günümüze ulaşan bu eserleri hayranlıkla seyrediyoruz.
Çifte minare medresesi ile kümbetlerin karşısında bulunan 300 yıllık Paşabey konağına gidiyoruz.Konağın sahibi güler yuzle bizi karşıladı ve gururla gezdirdi. Öncelikle kapıda bulunan iki adet farklı ses çıkaran tokmaklardan bahsetti.. Böyleci ev halkı tokmak sesi ile gelenin kadın veya erkek olduğunu anlıyorlarmış.Kapıdan girince otantik bir mutfakla karşılaşıyoruz. Tavanı sekizgen şeklinde geçmeli tahtadan yapılmış.Böylece güneş ışığının yansıması ile saat tahmin ediliyormuş.Üst kata çıkan iki merdiven var .Biri dış kapının hemen karşısında erkekler için, diğeri ise mutfaktan çıkılan gizli bir merdiven buda kadınlar içinmiş. Yukarda erkeklerin kahve içtikleri bir salon ve çift kapılı ayrı bir oda var.Bu oda kadınlar için olup ,yanlış girildiğinde ikinci kapı içeri girilmesini önlüyormuş.Tavan süslemeleri şahaser. Çıkarken kapının yanında ki kutu, bu evin yaşatılmasında kullanılmak üzere katkınız için konulmuş, gönlünüzden ne koparsa...
Erzurumu gezdikçe,bu sehre hayran oluyoruz. Tabi ülkemizin heryerinde olduğu gibi, otantik yapılara uymayan binaları üzülerek görüyoruz.Ama, Kale, Çarşılar ,Kongre merkezi, Aziz Atamızın kurtuluş savaşını başlattığı ikinci durak,alınan tarihi kararlara şahit salonlar....gezerken tarihe ve geçmişe dönüyoruz.

Erzurum anlatmakla bitmiyor.,,
Ulu cami,Yakutiye medresesi, Ramazanda şerbet akan çeşmesi, Atabarı oynayan dadaş heykelleri,kilimden yapılmış çantalar,Taşhan da oltu yaşından yapılmış takılar,tesbihler,meshler...
Almadan gitmeyin sakın.


Bu güze ..tarihi anadolu şehrimizi çok beğendik ,çok sevdik...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder